İyi bir film pek çok şeyin toplamıdır; ama bazen tek bir oyuncu, filmi omuzlarına alıp başka bir yere taşır. Bu listede senaryonun, yönetmenin, hatta türün önüne geçen beş performans var. Hepsinin ortak noktası: filmden geriye en çok o yüzler kalıyor.
1. Marlon Brando — Baba (1972)
Vito Corleone, sinema tarihinin en çok taklit edilen ama asla eşitlenemeyen karakteri. Brando’nun kısık sesi, ağır jestleri ve pamuk tıkılı çenesi, güç kavramının perdedeki tanımını değiştirdi. Metot oyunculuğunun kitlelere ulaştığı an budur.
2. Meryl Streep — Sophie’nin Seçimi (1982)
Aksanlı İngilizcesi, Lehçesi ve Almancasıyla üç dilde oynadığı bu rolde Streep, travmanın insan yüzündeki bütün tonlarını gösteriyor. Filmin adını taşıyan “seçim” sahnesi, sinema tarihinin en yıkıcı anlarından biri olarak hafızalara kazındı ve Streep’e Oscar getirdi.
3. Daniel Day-Lewis — Solak Ayağım (1989)
Serebral palsiyle yaşayan İrlandalı yazar ve ressam Christy Brown’ı canlandıran Day-Lewis, rolüne bağlılığın sınırlarını yeniden çizdi. Bedensel dönüşümün ötesinde, karakterin zekâsını ve öfkesini gözlerinden okutan bir performans — ilk Oscar’ını da bu rolle kazandı.
4. Joaquin Phoenix — Joker (2019)
Arthur Fleck’in kırılgan bedeni ve kontrolsüz kahkahası, bir çizgi roman filmini toplumsal dışlanma üzerine bir karakter çalışmasına dönüştürdü. Phoenix’in performansı olmasa Joker sıradan bir çıkış hikâyesi olabilirdi; onunla, geç kapitalizmin yalnızlık portresine dönüştü ve Oscar’la taçlandı.
5. Anthony Hopkins — The Father (2020)
Demansın içeriden nasıl göründüğünü anlatan filmde Hopkins, zihni dağılırken onuruna tutunan bir adamı oynuyor. Son sahnedeki “yapraklarım dökülüyor” monoloğu, 83 yaşında aldığı ikinci Oscar’ın neden bu kadar hak edilmiş olduğunun kanıtı.
Perdeyi tek başına taşıdığını düşündüğün başka bir performans var mı? Yorumlarda paylaş.
Oyunculuğun toplumsal bir hikâyeyle nasıl birleştiğini görmek için The Full Monty incelememize, ödüllü bir topluluk oyunculuğu örneği için Hırsızlar Ailesi yazımıza bakabilirsiniz.

Yorum bırakın