Bir yönetmen düşünün ki, bir tek filmi bütün bir kıtanın sinemasını dünyaya açsın. Akira Kurosawa (1910–1998) tam olarak bunu yaptı. 1950 tarihli Rashomon‘un 1951’de Venedik’te Altın Aslan’ı kazanmasıyla Batılı seyirci ilk kez Japon sinemasının gücünü fark etti. Ama Kurosawa yalnızca bir “keşif” değildi; insanın doğasına, gerçeğin güvenilmezliğine ve toplumsal çatışmalara eğilen, sinemanın dilini kalıcı olarak zenginleştiren bir ustaydı.

Rashomon: Gerçek kimin gerçeği?

Rashomon, bir ormanın içinde yaşanan bir ölüm olayını dört farklı tanığın ağzından anlatır. Sorun şudur: Her anlatı farklıdır ve hangisinin doğru olduğunu asla öğrenemeyiz. Kurosawa burada basit bir polisiye kurmaz; gerçeğin nesnel değil, insanın bakış açısına göre değişen öznel bir şey olduğunu söyler. Bu anlatı buluşu o kadar etkili olmuştur ki, bugün aynı olayın farklı kişilerce farklı hatırlanmasına “Rashomon etkisi” denir.

Yedi Samuray ve epiğin yeniden doğuşu

Kurosawa’nın 1954 tarihli Yedi Samuray‘ı (Shichinin no samurai), sinema tarihinin en çok öykünen filmlerinden biridir. Haydutlara karşı kendini savunamayan yoksul bir köyün, yedi işsiz samurayla anlaşmasını anlatan film, hem sarsıcı bir aksiyon hem de derin bir sınıf hikâyesidir. Samuraylar ile köylüler arasındaki gerilim, kahramanlığın bedelini ve toplumsal katmanlar arasındaki mesafeyi gözler önüne serer. Hollywood bu filmi Muhteşem Yedili adıyla yeniden çekecek, etkisi onlarca yapımda hissedilecektir.

Kurosawa ve Mifune: Efsanevi ortaklık

Kurosawa’nın sinemasını düşünüp de Toshiro Mifune’yi anmamak imkânsızdır. İki adam, Sarhoş Melek (1948) ile başlayan ve on altı filme uzanan bir ortaklık kurdular. Mifune’nin patlayıcı enerjisi, hayvani içgüdüsü ve ekrandaki karizması, Kurosawa’nın titiz kompozisyonlarıyla birleşince ortaya sinema tarihinin en unutulmaz karakterleri çıktı. Rashomon‘un haşarı haydudu da, Yedi Samuray‘ın asi savaşçısı da onun bedeninde hayat buldu.

Kurosawa’nın sineması, Japon sinemasını sonraki kuşaklara taşıyan köprülerden biridir. Peki bir sanatçının evrensel olabilmesi için önce ne kadar “yerel” olması gerekir? Kurosawa’nın filmlerini sizce bu kadar evrensel kılan şey nedir?

Bunlar da ilgini çekebilir


Yeni yazılardan haberdar ol

Yorum bırakın