Bacak altını kırmış bir fotoğrafçı, altı hafta boyunca tekerlekli sandalyeden çıkamaz. Yapabildiği tek şey vardır: pencereden bakmak. Alfred Hitchcock’un 1954 tarihli Rear Window‘u işte bu kadar basit bir kurulumdan, sinemanın en rahatsız edici öz-portrelerinden birini çıkarır. Çünkü L.B. “Jeff” Jefferies pencereden bakarken, biz de onun omzunun üzerinden bakıyoruzdur.
Bir avlu, bir toplum
Cornell Woolrich’in kısa öyküsünden uyarlanan film, neredeyse tamamıyla tek bir mekânda geçer: Greenwich Village’da bir apartman avlusu. Karşı bloktaki her pencere ayrı bir hayatı çerçeveler. Yalnız yaşlanan bir kadın, sabaha kadar prova yapan bir besteci, evlilik heyecanı hızla sönen yeni bir çift, köpeğini sepetle aşağı sarkan komşular. Jeff’in baktığı şey bir cinayet değildir aslında; savaş sonrası Amerikan kentinin kesitidir.
Bu, Hitchcock’un en tutarlı mizansen deneylerinden biri. Kamera avludan hiç çıkmaz, bilgi hep Jeff’in bakabildiği kadardır. Seyirci de tam olarak onun kadar bilir, onun kadar tahmin yürütür, onun kadar yanılır. Yönetmenin gerilimi bilgi dağılımıyla kurma alışkanlığı burada sınırlarına kadar zorlanır.
Komşunu tanımayan kentin yalnızlığı
1950’ler Amerikası, banliyöye taşınan, televizyonun karşısına oturan, komşusunun adını artık bilmeyen bir orta sınıf yaratıyordu. Rear Window, bu yeni yalnızlığın dolaysız bir kaydı gibi okunabilir. Kimse kimseye kapısını çalmaz; herkes birbirini uzaktan seyreder. Filmin en sert anı, bir komşunun ölen köpeğinin ardından avluya çıkıp bağırdığı sahnedir: “Komşu olmak neydi, unuttunuz mu?” Bir anlığına bütün pencereler açılır, sonra hepsi yeniden kapanır.
Jeff’in namıssız merakı ise sadece bir karakter özelliği değil. O bir fotoğrafçıdır; mesleği bakmaktır, müdahale etmek değil. Filmin sorduğu aslında şu: uzaktan izleyip kayıt alan biri, ne zaman tanık, ne zaman röntgenci olur? Bu soru, kamera tutan herkesi — ve sinema salonundaki herkesi — suç ortağı yapar.
Lisa Fremont: kadrajın içine giren kadın
Grace Kelly’nin canlandırdığı Lisa Fremont başlangıçta filmin dekoru gibi durur: zarif, şık, Jeff’in “benim dünyama uygun değil” diye küçümsediği bir moda kadını. Ama gerilim yükseldiğinde perdenin öbür tarafına, yani karşı apartmanın içine geçen o olur. Jeff bakar, Lisa yapar. Bu tersine çevirme, dönemin Hollywood’unda kadın karakterlere nadiren tanınan bir eylem alanı açar ve filmin en modern tarafıdır.
Thelma Ritter’ın oynadığı hemşire Stella ise filmin ahlaki sesidir; Jeff’in merakını en başından itibaren rahatsız edici bulan tek kişi. Hitchcock bu uyarıyı filme koyar ama seyirciyi durdurmaz — çünkü durdurursa film biter.
Yetmiş yıl sonra elimizde Jeff’in teleobjektifinden çok daha güçlü mercekler var: sonsuz kaydırdığımız akışlar, başkalarının hayatından kesitler, yorum kutuları. Siz nerede duruyorsunuz — tanık mısınız, yoksa arka pencereden bakan komşu mu?

Yorum bırakın