Bol pantolon, dar ceket, hasar görmüş bir melon şapka, kendinden büyük ayakkabılar ve bir baston. Charlie Chaplin’in 1914’te Keystone stüdyosunda alelacele giyindiği bu kıyafet, birkaç yıl içinde dünyanın en çok tanınan silueti oldu. Şarlo, sinema tarihinin en büyük komedi karakterlerinden biri olarak anılır ama asıl dikkat çekici yanı şudur: küresel bir yıldıza dönüşen ilk kurgusal figür, evsiz bir adamdı.

Londra’nın yoksul mahallelerinden Hollywood’a

Chaplin 1889’da Londra’da doğdu. Babasının yokluğu ve annesinin hastalığı yüzünden çocukluğunun bir kısmını yoksullar için kurulmuş çalışma evlerinde geçirdi. Music hall sahnelerinde büyüdü, Amerika turnesindeyken sinemaya geçti. Bu biyografi Şarlo’yu anlamak için önemlidir: karakterin açlığı, polisten kaçışı, karın doyurmak için gösterdiği yaratıcılık süslemeden ibaret değildir. Chaplin bildiği şeyi oynuyordu.

1919’da Mary Pickford, Douglas Fairbanks ve D.W. Griffith’le birlikte United Artists’i kurdu. Bu, bir oyuncunun kendi filminin sahibi olması anlamına geliyordu — stüdyo sisteminin en güçlü olduğu dönemde sıra dışı bir hamle. 1921’de The Kid ile ilk uzun metrajını çekti ve komediyle melodramı aynı sahnede tutabileceğini kanıtladı.

Sessizliği bırakmayan adam

1927’de sinema konuşmaya başladığında çoğu yıldız sessiz dönemde kaldı. Chaplin ise diretti. City Lights (1931) ve Modern Times (1936) ses çağında çekilmiş, esasen sessiz filmlerdir. Bu inatçılık Şarlo’nun evrenselliğini korumak içindi: konuşmayan bir adamın milliyeti, aksanı, sınıfı tam olarak sabitlenemez. Şarlo Tokyo’da da, İstanbul’da da anlaşılıyordu.

Sesi ilk kez tam anlamıyla kullandığı film The Great Dictator (1940) oldu ve tesadüf değildir ki bu, Hitler’i doğrudan hedef alan bir hicivdi. Chaplin sessizliğini açık bir politik konuşma için bozdu. Taş yüzlü çağdaşı Buster Keaton dünyayla fiziksel bir mücadele içindeyken, Chaplin sistemle ahlaki bir hesaplaşmaya girişmişti.

Bedeli

Bu politik tavır pahalıya patladı. Soğuk Savaş yıllarında Amerika’da komünist sempatizanlığıyla suçlandı; 1952’de ülke dışındayken ülkeye yeniden giriş izni iptal edildi ve İsviçre’ye yerleşti. Ancak 1972’de onursal bir Oscar almak için kısa bir süreliğine Amerika’ya döndü. 1977’de İsviçre’de öldü.

Şarlo’nun kalıcılığı, kıyafetinin komikliğinden değil, tuttuğu yerden geliyor: sistemin dışına itilmiş, ama onurunu bırakmayan insanın yerinden. Fabrika ona uymuyorsa fabrika yanlıştır; Şarlo bunu söylemez, sadece takılıp düşer ve biz gülerken utanırız.

Bugünün sinemasında Şarlo’nun boş bıraktığı yeri kim dolduruyor sizce — güldürürken vicdanı rahatsız eden bir figür kaldı mı?

Bunlar da ilgini çekebilir


Yeni yazılardan haberdar ol

Yorum bırakın