MacGuffin, bir filmde herkesin peşinden koştuğu ama aslında ne olduğu hikâye için önemli olmayan nesne ya da amaçtır. Terimi bir kez öğrendiğinizde, sık izlediğiniz gerilim ve macera filmlerinin nasıl kurulduğu bir anda görünür hâle gelir; çünkü çoğu heyecanlı hikâye, işte bu “önemsiz ama herkesin istediği şey” etrafında döner.

MacGuffin Nedir?

Terim, senarist Angus MacPhail’e ait; ama sinema diline Alfred Hitchcock’un elinde yerleşti. Hitchcock, 1966’daki ünlü François Truffaut söyleşisinde kavramı bir trende geçen kısa bir fıkrayla anlatır: İki adam trende gider, biri üst raftaki paketi sorar, diğeri “O bir MacGuffin” der. “MacGuffin nedir?” diye sorulunca cevap gelir: “İskoçya dağlarında aslan yakalamaya yarayan bir alet.” “Ama İskoçya dağlarında aslan yok ki.” “Öyleyse o da MacGuffin değil.” Fıkranın esprisi tam da bu: MacGuffin, içi boş bir bahanedir.

Önemli olan nesnenin kendisi değil, karakterlerin onu ne kadar çok istediğidir. Casusların çaldığı gizli plan, hırsızların peşindeki elmas, ajanların aradığı belge… Bunların ne olduğu çoğu zaman değiştirilebilir, hikâye yine de yürür. Hitchcock’un deyişiyle MacGuffin, “karakterlerin umursadığı ama seyircinin umursamadığı” şeydir. İyi kullanıldığında hikâyeyi harekete geçiren bir motordur; kötü kullanıldığında ise seyircinin “bunu neden bu kadar istiyorlar ki?” diye sormasına yol açar.

Perdedeki Örnekler: Uranyum ve Parlayan Çanta

En temiz örneklerden biri Hitchcock’un kendi filmi Notorious‘ta (1946) karşımıza çıkar. Filmde, Nazi kaçakçıların şarap şişelerine sakladığı uranyum cevheri tüm gerilimin bahanesidir. Ama film gerçekte uranyumla değil, Cary Grant ve Ingrid Bergman’ın canlandırdığı karakterler arasındaki güven ve aşkla ilgilidir. Uranyumun yerine altın ya da elmas koysanız hikâye neredeyse hiç değişmez; çünkü o cevher, yalnızca kahramanları tehlikeye sürükleyen bir bahanedir.

Daha modern ve daha uç bir örnek Quentin Tarantino’nun Pulp Fiction‘ıdır (1994). Filmdeki parlayan çantanın içinde ne olduğu asla gösterilmez. Karakterler onu ele geçirmek için adam öldürür, ama seyirci içeriği hiç öğrenmez — ve öğrenmesine gerek de yoktur. Tarantino, MacGuffin fikrini uç noktaya taşıyıp nesneyi tümüyle gizemde bırakır; çünkü önemli olan çanta değil, çantanın etrafında dönen insanlardır. John Huston’ın Malta Şahini‘ndeki (1941) heykel de aynı işi görür: değeri gerçek olmaktan çok, uğruna yalan söylenip cinayet işlenen bir semboldür.

İzlerken Nelere Dikkat Etmeli?

Bir sonraki gerilim ya da macera filminizde şu soruyu sorun: “Herkes neyin peşinde ve o şey gerçekten önemli mi, yoksa sadece bir bahane mi?” Eğer nesnenin yerine bambaşka bir şey koyduğunuzda hikâye yine ayakta kalıyorsa, elinizde bir MacGuffin var demektir. Filmin sonunda o nesneye ne olduğunu hatırlamıyorsanız da şaşırmayın — çünkü yönetmen zaten sizin nesneyi değil, karakterleri ve gerilimi hatırlamanızı istemiştir.

Bu gözle bakınca, casus filmlerindeki “kodlar”, macera filmlerindeki “hazineler” ve pek çok kayıp valiz birden tanıdık gelmeye başlar. MacGuffin’in gücü de burada: seyirciyi nesneyle değil, insanların o nesne uğruna girdiği çatışmayla bağlar. İyi bir MacGuffin, siz farkına bile varmadan sizi koltuğa yapıştırır.

Kapanış

MacGuffin’i bir kez fark ettiğinizde, hikâyelerin nasıl kurulduğuna dair yeni bir gözlük takmış olursunuz: nesne bahanedir, asıl mesele insandır. Anlatı hilelerini merak ediyorsanız, serinin diğer yazılarına da göz atabilirsiniz — Temel Sinema Terimleri ile başlayabilir, kadrajın görünmez dilini anlatan Mizansen Nedir? yazısına ve kurgunun ritmini bilerek bozan Jump Cut Nedir? yazısına geçebilirsiniz.

Peki sizce hangi filmde MacGuffin en akılda kalıcı şekilde kullanıldı? Yorumlarda paylaşın.

Bunlar da ilgini çekebilir


Yeni yazılardan haberdar ol

“MacGuffin Nedir? Hikâyeyi Yürüten Bahane” öğesine 2 yanıt

  1. […] MacGuffin Nedir? Hikâyeyi Yürüten Bahane […]

    Beğen

Yorum bırakın