Friedrich Wilhelm Murnau’nun 1924 yapımı Son Kahkaha’sı (Der letzte Mann), lüks bir otelin yaşlı kapıcısının hikâyesini anlatır. Ama asıl anlattığı şey bir insan değil, bir toplumun saygınlığı ölçme biçimidir. Film neredeyse hiç ara yazı kullanmadan, yalnızca görüntünün diliyle şunu sorar: Bir insanın değeri, sırtındaki üniformadan mı ibarettir?
Üniformayla Gelen, Üniformayla Giden Gurur
Emil Jannings’in canlandırdığı kapıcı, apoletli, parlak düğmeli görkemli ceketiyle mahallesinin gözünde bir figürdür. Komşuları ona saygı duyar, çocuklar hayranlıkla bakar. Yaşlandığı ve ağır bavulları taşıyamaz hâle geldiği için tuvalet görevlisine indirildiğinde ise yalnızca işi değil, toplumsal kimliği de elinden alınır. Murnau, bu düşüşü öyle içeriden anlatır ki bir ceketin çıkarılması, bir insanın çöküşüne dönüşür.
Bir Toplumun Statü Takıntısı
Film, Weimar Almanyası’nın sınıf ve saygınlık kaygısını çıplak biçimde perdeye taşır. Kapıcının trajedisi kişisel değil toplumsaldır: Onu ezen, yaşlılığın kendisinden çok, çevresinin bir üniformaya yüklediği anlamdır. Saygı koşulsuz değil, göstergeye bağlıdır. Sinemanın bir toplumun kendini ifade etme biçimi olduğu fikri burada tüm açıklığıyla karşımıza çıkar; Son Kahkaha, Almanya’nın gurur ile utanç arasındaki gerilimini bir kapıcının omuzlarına yükler. Aynı dönemin görsel diliyle ilgilenenler Alman Dışavurumculuğu yazımıza da göz atabilir.
Zincirinden Boşalan Kamera
Filmin en kalıcı katkısı ise teknik cesaretidir. Görüntü yönetmeni Karl Freund’un “zincirinden boşalmış kamera” (entfesselte Kamera) diye anılan hareketli çekimleri, kamerayı sabit bir tanık olmaktan çıkarıp karakterin iç dünyasına sokar. Sarhoşluk sahnesindeki savrulan görüntüler ya da döner kapının baş döndüren dönüşü, sözcüklere ihtiyaç duymadan bir ruh hâlini aktarır. Son Kahkaha, hikâyenin yalnızca sözle değil, kameranın kendisiyle anlatılabileceğini kanıtlar. Bu da onu sessiz sinemanın en saf örneklerinden biri yapar.
O İronik “Mutlu Son”
Film, filmin tek ara yazısıyla araya giren, kasıtlı biçimde inandırıcılıktan uzak bir mutlu sonla biter: Kapıcı beklenmedik bir mirasa konar ve bir zamanlar onu küçümseyen otelde bu kez müşteri olarak ağırlanır. Murnau bu abartılı finali, seyircinin yüzüne çarpılan bir ironi olarak kurar; gerçek hayatta böyle bir kurtuluşun olmadığını herkes bilir. Peki bir insanın değerini gerçekten ne belirler; sırtındaki üniforma mı, yoksa onu çıkardığında geriye kalan mı?

Yorum bırakın