🎬 Kısaca

Auteur kuramı, bir filmin asıl yazarının senarist değil yönetmen olduğunu savunan yaklaşımdır. 1950’lerde Cahiers du cinéma çevresinde doğdu, adını 1962’de Andrew Sarris’ten aldı. Bir yönetmenin filmografisinde tekrarlayan temaları ve biçimsel imzayı aramayı önerir; bir kalite ölçüsü değil, bir okuma yöntemidir.

Auteur kuramı, bir filmin asıl yazarının senaristi değil yönetmeni olduğunu savunan yaklaşımdır. Kulağa teknik bir tartışma gibi gelse de aslında çok pratik bir işe yarar: bir yönetmenin bütün filmlerini yan yana koyduğunuzda tekrar eden şeyleri fark etmenizi sağlar. Ve o tekrar edenler, çoğu zaman filmin asıl anlattığı şeydir.

Auteur Kuramı Nedir?

Fikir 1950’lerin Fransa’sında doğdu. François Truffaut, 1954’te Cahiers du cinéma dergisinde yayımlanan “Une certaine tendance du cinéma français” (Fransız Sinemasının Belli Bir Eğilimi) yazısında dönemin Fransız sinemasına sert bir eleştiri yöneltti. Ona göre bu filmler edebiyat uyarlamalarına gömülmüş, senaristlerin elinde şekillenen, yönetmenin yalnızca “çekim yaptığı” işlerdi. Truffaut’nun önerdiği alternatif şuydu: yönetmen filmi kendi dünya görüşüyle damgalayan bir yazar, yani auteur olmalı.

Bu yaklaşıma Fransızcada la politique des auteurs deniyordu — bir kuramdan çok bir tavırdı. Kuram adını 1962’de Amerikalı eleştirmen Andrew Sarris’ten aldı; Film Culture dergisindeki “Notes on the Auteur Theory in 1962” yazısıyla fikri İngilizceye taşıdı ve “auteur theory” terimini kullandı. Tartışma da hemen başladı: Pauline Kael, 1963’te yazdığı “Circles and Squares” yazısıyla Sarris’e sert bir yanıt verdi. Kael’e göre film ekip işiydi ve bir yönetmenin kötü filmini “imzası var” diye savunmak eleştirmenliği bırakmak demekti.

Bu itiraz haklıydı ve bugün de geçerli. Bir filmi görüntü yönetmeni, kurgucu, sanat yönetmeni, oyuncular ve yüzlerce kişi birlikte yapar. Ama auteur kuramının işe yarayan tarafı şu: bir yönetmenin filmografisini bir bütün olarak okumak, tek tek filmlerde göremeyeceğiniz bir örüntüyü açığa çıkarır.

Üç Yönetmen, Üç İmza

Alfred Hitchcock, Cahiers ekibinin en sevdiği örnekti. Hitchcock kendi senaryolarını yazmıyordu, stüdyo sistemi içinde çalışıyordu, üstelik dönemin ciddi eleştirmenleri onu “sadece gerilim filmleri çeken” bir zanaatkâr sayıyordu. Ama filmleri yan yana konduğunda aynı takıntılar tekrar tekrar karşınıza çıkar: haksız yere suçlanan masum adam, kontrol edilmeye çalışılan sarışın kadın, yükseklik ve düşme, bir karakterden diğerine geçen suçluluk duygusu. Vertigo (1958), Sapık (1960) ve Kuşlar (1963) çok farklı hikâyeler anlatır ama aynı zihnin ürünü olduklarını gizleyemezler. Truffaut, 1962’de Hitchcock’la yaptığı uzun söyleşiyi kitaplaştırarak bu bakışı iyice yerleştirdi.

Yasujirō Ozu imzasını daha çok biçimden kurar. Kamerasını tatami üzerinde diz çökmüş birinin göz hizasına, yerden yaklaşık bir metre yukarıya koyar — bu yüzden buna “tatami planı” denir. Tokyo Hikâyesi‘nde (1953) kamera neredeyse hiç hareket etmez; film boyunca tek bir hareketli plan vardır. Sonuç tuhaf bir denge: sahneye oturacak kadar yakınsınızdır ama müdahale edemeyecek kadar uzaktasınızdır. Ozu’nun bütün filmleri aile bağlarının sessizce çözülmesini anlatır ve hepsi bu aynı mesafeden bakar. Kamera konumu bir tercih değil, bir dünya görüşüdür.

Nuri Bilge Ceylan yakın bir örnek. Bir Zamanlar Anadolu’da (2011), Kış Uykusu (2014) ve Ahlat Ağacı (2018) birbirinin devamı olmayan filmlerdir, ama aynı toprakta geçerler: taşra, kışın ağırlığı, uzayan diyaloglar, kendini haklı çıkarmaya çalışan erkekler ve karşısında susan kadınlar. Ceylan’ın filmlerinde konuşma bir çözüm değil, bir hastalıktır. Bunu tek bir filmden çıkarmak zordur; üçünü art arda izlediğinizde ise kaçınılmaz olur.

İzlerken Nelere Dikkat Etmeli?

Bir yönetmenin auteur olup olmadığını tek filmden anlayamazsınız. Yöntem şu: sevdiğiniz bir yönetmenin üç filmini kısa aralıklarla izleyin ve şu üç soruyu not alın.

  • Hangi tema geri geliyor? Suçluluk, yalnızlık, aile, iktidar, göç — üçünde de tekrar eden bir mesele var mı?
  • Kamera nerede duruyor? Karakterlere yakın mı, uzak mı? Çok mu hareket ediyor, sabit mi duruyor? Bu tercih üç filmde de aynı mı?
  • Sahneler nasıl bitiyor? Kesme mi, karartma mı, uzun bir sessizlik mi? Bir yönetmenin ritmi genelde sahne sonlarında ele verir kendini.

Bir uyarı: her yönetmen auteur değildir ve olmak zorunda da değildir. Bazı çok iyi filmler senaristin, bazıları görüntü yönetmeninin, bazıları oyuncunun filmidir. Auteur kuramı bir kalite ölçüsü değil, bir okuma yöntemidir. Bir filmi sevmediğinizde “yönetmen imzası” onu kurtarmaz.

Bir yönetmenin imzasını nerede aramak gerektiğini merak ediyorsanız mizansen ve kadraj ve kompozisyon yazılarımız iyi bir başlangıç. Auteur fikrini doğuran Fransız Yeni Dalgası’nın nasıl bir kurgu anlayışı getirdiğini görmek içinse jump cut yazısına göz atabilirsiniz.

Peki sizin için bir yönetmeni “auteur” yapan ne? Filmografisinde takip ettiğiniz, adını duyduğunuzda “bu onun filmi” dediğiniz bir yönetmen var mı? Yorumlarda yazın.

Sık Sorulan Sorular

Auteur kuramını kim ortaya attı?

Fikir 1950’lerde Cahiers du cinéma çevresinde, özellikle François Truffaut’nun 1954 tarihli yazısıyla şekillendi. “Auteur theory” terimini ise 1962’de Amerikalı eleştirmen Andrew Sarris kullandı.

Her yönetmen auteur mudur?

Hayır. Auteur kuramı bir kalite ölçüsü değil, bir okuma yöntemidir. Bazı filmler senaristin, bazıları görüntü yönetmeninin, bazıları da oyuncunun filmidir.

Kurama yöneltilen temel eleştiri nedir?

Sinemanın kolektif bir sanat olması. Pauline Kael’in 1963’teki itirazı buydu: bir filmi yüzlerce kişi birlikte yapar; tek kişiye “yazar” demek diğer emeği görünmez kılar.

Bir yönetmenin auteur olup olmadığını nasıl anlarım?

Tek filmden anlaşılmaz. Aynı yönetmenin üç filmini kısa aralıklarla izleyin; tekrar eden temalara, kameranın durduğu yere ve sahnelerin nasıl bittiğine bakın.

Türk sinemasında auteur örneği var mı?

Nuri Bilge Ceylan sık verilen örnektir. Bir Zamanlar Anadolu’da, Kış Uykusu ve Ahlat Ağacı birbirinin devamı değildir ama aynı temaları ve biçimsel yaklaşımı paylaşır.

Bunlar da ilgini çekebilir


Yeni yazılardan haberdar ol

Yorum bırakın